Özgün yazılar hakkında birkaç şey

Eli kalem tutan, bilgisayarının başına oturan herkes, canının istediğince, elinden geldiğince bir şeyler yazabilir muhakkak; kendince ama marifet, özgün yazılar yazabilmektedir bence. Okuyana:” Hah işte! Bu yazıyı falanca yazmıştır dedirtebilmekte

Herhangi bir yazıda, yazar adına bakılmaksızın yazanın adı söylenebiliyorsa, hem de ezbere, o yazan, özgün olabilmeyi becerebilmiştir bence kendince…

Her zaman söylediğim bir şey vardır benim, güzel okuyucum… Milyarlarca insanın yaşadığı ve durmadan düşünüp durduğu şu fani Dünya’da, düşünülmeyeni düşünmek, kimsenin aklına gelmeyeni söylemek o kadar da kolay olmasa gerek.

Öte yandan, milyarca insan düşünüp dururken kendi kendine; belki de bunların ancak binde biri üşenmeyip, tembellik etmeyip düşündüklerini geliştirmek ve o geliştirdiği düşüncelerini kitlelerle paylaşmak ihtiyacı duyuyordur bence kendince.

Bu bakımdan, ister ünlü bir yazar olsun, ister kendi halinde olan biri yazan… Bu kadar az yazandan biri olduğu için şanslı saymalı bence kendini; yazar olan insan..

Hadi, düşünsenize hele bir… Binlerce insan düşünüyor; ama bunlardan ancak birkaçı bu düşünceleri dile getirmeyi kendine vazife ediniyor. Yazmanın, çizmenin, düşünmenin emek isteyen, cesaret ve kendine güven gerektiren meşakkatli yollarında kaybolmayı göze alabiliyor.

Hele bir de o söyleyeceğini kendince, kendi özgün diliyle, kendine hedef seçtiği insanların rahatça anlayabileceği bir biçimde anlatabiliyorsa eğer..

Değmeyin o zaman yazan insanın keyfine…

Varsın çok ünlü olmasın. Varsın son tahlilde dilediği kadar insana ulaşamasın; ne çıkar? O, elinden gelen her şeyi yaptı ya… Onun bu sonsuz, sınırsız çabasının siz de ebedi şahitlerisiniz ya… Mahşerde hesabını verirken, ” Evet… Biz onun elinden geleni yaptığına şahidiz.” diyebilecek insanlar olduktan sonra, yazan her bilgisini, duygusunu korkusuzca paylaşmışsa; varsın herkes tanımasın onu; ne gam!

Yazan, elbet en bilgili insan olmayabilir ve belki Dünya’nın en zeki adamı da değildir. Ama yazdığını yaşadığını kendi gibi anlatabiliyorsa, tıpkı herkesin tek tek, ayrı ayrı hayatını yaşadığı gibi, herkesle birlikte; ama herkesten ayrı ve bir başına da anlatabiliyorsa eğer derdini; hangi gam, hangi keder yıkabilir ki; her dem kendi olabileni?…

Yazan insan ya da içimden geldiği gibi söylemem gerekirse, yazan adam, bu gün, yarın, o varken ve de yokken düşüncelerinin, ifade ettiklerinin ama az, ama çok başkaları tarafından da okunacağını, düşüncelerinin yazdıkları sayesinde sonsuza kadar yaşayacağını biliyorsa eğer…

Ölüm ne gam, dert ne tasa o adama, o yazana?…

Özgün yazabilmek için, evet kimse kimseyi zorlamıyor; ben de biliyorum bunu; ama… Okuyanına, kendine, emeğine azıcık saygısı olan özgün yazılar yazabilmek için çabalar.

Evet… Belki herkes büyük yazar olamaz, harika yazılar da yazamaz; ama… Kendi gibi olmak, özgün yazılar yazabilmek, en çok da kendi elinde, kendi iradesinde; yazan kişinin bence.

Bu Dünya’ya bedenimizi miras bırakamayacağımız kesin. Ama düşüncelerimizi miras bırakabiliriz ve evet, öyle bir yazalım ki o düşüncelerimizi; okuyan ” Evet kardeşim! Bu adam, bu insan yaşadığı Dünya’yı, döneminin yaşantısını elinden geldiğince özgün bir dille anlatabilmiş. ” diyebilsin.

Sonuçta sonsuza düşüncelerimizden başka neyimizi bırakabiliriz ki?

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.